3.10.25

CEVAT YURDAKUL

Şehit Edilen İlk İl Emniyet Müdürü: CEVAT YURDAKUL…

“Barış içinde esenlik ve başarı önce halkımın sonra benim olsun.”

1979 yılı Zonguldak ilindeki yaz stajımızın son günleri Ankara’ya dönüş hazırlığında iken 28 Eylül 1979 Cuma günü Adana’da görevi başında şehit edilen ilk İl Emniyet Müdürü olan Cevat YURDAKUL’un (65’li) cenaze töreni için Adana’ya gidiyoruz. Adana Emniyet Müdürlüğü önü ana-baba günü, şehirde bir yandan gerginlik bir yandan da ölüm sessizliği gözlemlerken, Adana Emniyet Müdürlüğü kadrosu ise müdürlerini kaybetmenin şokunu yaşıyor. (Adana kadrosunun bir kısmı 200 civarında amir/memur emniyet müdürlerinin öldürülme olayını pretosto ederek “müdürümüzün katillerini çalışmalarımızı engelleyen sıkıyönetim yakalasın” söylemiyle oturma eylemi şeklinde boykota girişmesinin sonrasındaki süreçte –Adana’ya intikal eden İçişleri Bakanının şimdi görev zamanı şeklinde uyarısına rağmen yanlış zamanda ve doğrultudaki eylemlerine son vermeyerek- Sıkıyönetim Komutanlığınca amir/memur çok sayıda personel açığa alınır, gözaltı ve tutuklamalar yanında bir kısmı da başka illere tayinen gönderilirler. Polis teşkilatı sıkıyönetim emrine girerken geçici olarak emniyet müdürlüğüne bir albay vekalet eder.) 
Ölüm olayına halkın tepkisi demokratik kitle örgütleri/üniversite öğrencileri çerçevesinde yüksektir. Adana Sıkıyönetim Komutanlığının polise yönelik olumsuz tavrı ve cenaze töreninin Adana’da güvenlik nedeniyle yapılmama kararı üzerine o gece caddelerinde askeri zırhlı birliklerin konuşlandığı kasvetli bir Adana’dan Ankara’ya dönüyoruz. Ertesi gün Ankara’da TBMM karşısı Bakanlık yanı Emniyet Genel Müdürlüğü binası önünde/yanında yapılan (Başbakan, Bakanlar, Genel Kurmay Başkanının ve emniyet teşkilatı personelinin üst düzeyde katıldığı, 64’li Turan GENÇ’in bir üst devre olarak, 76’lı Cemalettin ÇAĞDAŞ’ın İPA Der. Bşk. olarak konuşma yaptığı) cenaze törenine katılarak –Başkomiser Ülker hanım ve çocuklarının dimdik/vakur bir şekilde duruşları bizleri duygu seline boğarken- şehit emniyet müdürümüzü son yolculuğuna uğurluyoruz. Değerli Müdürümüz, Ankara’daki törenin ardından  memleketi Ordu/Ulubey’in Durak köyünde geniş bir katılımla toprağa verilir. 

Cevat YURDAKUL*
Mustafa-Emine oğlu Cevat YURDAKUL, 1942’de Ordu/Ulubey’in Durak köyünde doğar, 1959 yılında girdiği polis kolejini 1962’de bitirir, 1965’te Polis Enstitüsünden (16701 sicil sayılı) Komiser yardımcısı olarak mezun olmasının ardından Ankara Emniyet Müdürlüğünde göreve başlar. 1966’da vatani görevi için ayrı kaldığı mesleğine yeniden Ankara’da Trafik şubesinde başlamasının ardından 1968 yılında polis memuru olan Ülker Hanım ile evliliklerinden Acar ve Ayçil isimli ikiz çocukları olur. O aslında 6 aylık mesleki eğitim için Fransa/Paris’te bulunmasının 15. gününde, yani ailesinden uzakta gurbet ellerde hem oğul hemde kız babasıdır. 1970-1972 yıllarında Kars ilinde şark görevinin ardından yeniden Ankara’ya döner. 1972-1977 yıllarında Polis Eğitim Merkezi (PEM) görev sürecinde Trafik ve meslek derslerine girer. Sürekli kendini geliştirme peşindedir. TODAİE’yi bitirerek kamu yönetimi uzmanı olur. (Bu O’nun erken terfisine de katkı sunar. O yıllarda 2 yıl erken terfi alınırdı.) Diğer yandan Hacettepe Üniversitesi Fransız Filolojisi bölümüne devam eder.
1970’lerin sonlarına gelindiğinde, toplumsal duyarlılıkları yüksek ve eşi Ülker Hanımın da ifadesiyle; “O, sosyal demokrat, cumhuriyet kuşağının evladıdır. Halkın ve cumhuriyetin polisi olmayı kendisine ilke edinmiştir.”
1977 sonlarında Hatay Emniyet müdürü olurken 35 yaşındadır ve Türkiye'nin en genç emniyet müdürüdür. 1979 yılında ülke genelinde siyasi/terör olaylarının en yoğun yaşandığı illerin başında gelen ve Kahramanmaraş katliamı davasının başladığı ve de sıkıyönetim ilan olunan Adana'ya,  Hatay ilindenki başarılı çalışmaları nedeniyle 1979 Mart’ında emniyet müdürü olarak atanır. Adana’da göreve başlamasının ardından geçen 6 aylık süreçte 17 faili meçhul cinayet aydınlatılırken, 50’den fazla silahlı örgüt militanı yakalanır. Sıkıyönetim komutanlığı ile olaylara müdahale ve koordinasyon açısından sıkıntılar vardır. Diğer yandan  karaborsa ve yolsuzluklarla mücadele çerçevesinde yapılan baskınlarda binlerce ton yağ stoku ele geçirilir. Ehliyet yolsuzluğu soruşturmasında ise polislerden Belediye Başkanının yakınlarına kadar gözaltılar yaşanırken CHP’li Belediye başkanı ile de arası açılır. Bu yaşananlar/gelişmeler kimi kişileri/çevreleri/partileri rahatsız ederken, hedef gösterilerek hedef haline gelir, ölüm tehditleri de alır.
Bu tehditler karşısında: “Ben cumhuriyetin polisiyim, görevim anarşiyi önlemek, suça engel olmak, suç işleyeni yakalamak ve halkın huzur ve güvenini sağlamaktır. Bu tehditler bizi görev yapmaktan alıkoyamaz” derken, diğer yandan; “Eğer kafalarına koydularsa bunu mutlaka yaparlar, 2-3 yuva yıkılacağına 1 yuva yıkılsın” diyerek koruma istemez.
O yıllar zor yıllardır. Ülke siyasi olarak sağ/sol şeklinde kamplara bölünmüş, mezhep çatışmaları tetiklenirken adeta iç savaşın eşiğindedir. Tüm ülkede, tüm meslek gruplarında olduğu gibi polis de kendi içinde “Bir ve Der” şeklinde bölünmüştür. Özellikle Adana daha da karmaşıktır, cadı kazanı gibidir. Her türlü olumsuzluğun cirit attığı bir yerdir.
Genç bir emniyet müdürü -kısıtlı bir kadro ve araç/gereç yetersizliğine rağmen- Adana’da yaşanan bu olumsuz gidişatı -yasaların kendisine vermiş olduğu yetki/sorumluluk bilincinde özgüveni yüksek bir polis müdürü olarak terörün kaynağına ulaşıp- durdurmanın gayret ve çabası içerisindedir. O, Adana’da göreve başladığı günlerde gazetecilere; “Ben sağ ve sol bilmem. Eline silahı kim alırsa alsın karşısında bizi bulacak. Bu kentte silahlı eylemcilere yer yok. Canım pahasını da olsa terörü önleyeceğim” diyen, görev yaptığı dönemde Türkiye'nin en genç emniyet müdürü olan, 28 Eylül 1979 Cuma sabahı lojmanından emniyet müdürlüğüne giderken ikametinin 150 m ilerisindeki kavşakta makam otomobilinin içinde otomatik silahlarla taranarak henüz 37 yaşındayken derin ve karanlık güçlerin suikastine kurban gider, kaynağına ulaşmak istediği terör odaklarınca katledilir.
(Aynı araçta bulunan kayınpederi ve makam şoförü ağır yaralanırken, suikast öncesinde gaspedilen aracın şoförü ile suikast tanığı bir esnafta öldürülür. Yurdakul ailesinin avukatı Halil GÜLLÜOĞL’da 6 Şubat 1980'de öldürülecektir.)
Silah seslerini duyup evden olay yerine koşan çocuklarından “uyansana baba” diye seslenen Acar ile arkasından gelmeye çalışan Ayçil henüz 10 yaşlarında babalarının ölümüne tanık olurlar. Öldürüldüğünde üzerinden çıkan kana bulanmış cep defterinin ilk sayfasında kendi el yazısıyla yazdığı; “Barış içinde esenlik ve başarı önce halkımın sonra benim olsun” yazısı hayata bakışını tam olarak yansıtırken, bu sözler mezarı başında yer alan mermere de kazınarak en önemli/anlamlı bir hatıratı olacaktır.
"Sağ-sol bilmem, eline kim silah alırsa karşısında bizi bulacak" diyen Cevat YURDAKUL ile ilgili; o dönemin içişleri bakanı Hasan Fehmi GÜNEŞ, “Yurdakul cinayeti yüreğimde bir hicrandır” derken;  Emniyet Teşkilatı, içerisinde yetişmiş nitelikli bir yöneticisini, Türkiye’de yurtsever/yiğit bir evladını şehit verirken; O, görevi başında öldürülen, şehit edilen ilk il emniyet müdürü olarak toprağa düşer.
O’nun, çocuklarına yazdığı mektuplar babalarından geriye kalan bir hatıradır. O mektuplardan birinde şöyle seslenir: "... Sevgili çocuklarım; iyi insan olmak kendine milletine ve tüm insanlığa en büyük kazançtır. Olmak içinde çok çalışmak, öğrenmek, okumak, dürüst yetişmek şarttır. Milletimi düşünmek milli düşüncelerimin en başıdır. Çünkü ona yapılan iyilik herkese yapılmış demektir. (...) Yaşamak mühim değil ama insan olarak yaşamak çok mühim. Cehalet içinde bulunan insan veya millet hiçbir zaman muvaffak olamaz."
Eşi Ülker YURDAKUL, genç yaşında Başkomiser rütbesinde hayat arkadaşını/çocuklarının babasını teröre kurban vermesinin ardından eşinin yadigarı olan çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye çalışır. Çocukları ile birlikte çok acılar, maddi/manevi sıkıntılar yaşarken şehit eşinin adına/soyadına/anısına layık olma mücadelesi verir. Adana’dan Ankara’ya tayin sonrası dava sürecini takip etmeye çalışırken; “silahı tutanlardan çok tutturanları öğrenmek ister, vur emrini verenlerden davacı olur.” Ancak -Amme İdaresine kazanmasına rağmen okulun yarısında- Diyarbakır iline tayin edilir. Bu süreçte Adana’da eşinin suikasta uğradığı araçta ağır yaralanan ve başından çıkarılamayan kurşunla 5 yıl yaşam mücadelesi veren babasını da erken yaşta kaybeder. Diyarbakır ilinde 4 yıl görevinin ardından -Çocuklarının eğitimi için Ankara’yı istemesine ve eğitim nedeniyle tayinler hayli hayli yapılırken- Çankırı iline tayin edilir. Çankırı ilinde de 2 yıl görev yapmasının ardından yani 6 yıl sonra -çocukları üniversite 3.sınıf öğrencisi iken- Ankara’ya dönebilir. Meslek yaşamında şehit eşi muamelesi O’na çok görülür. O 2005 yılında 1.SEM rütbesinden emekli olana kadar 26 yıl konuşmayacaktır.
Ailece, Emniyet teşkilatının vefasızlığını yaşarlar. Yargı süreci ise birbirine eklenen davalarla, -o yıllarda işlenen cinayetler açısından esas failleri/azmettirenleri çıkarılamayan- derinliğine inilemeyen dipsiz bir gayya kuyusu gibi kamuoyunun vicdanına ve tarihin hesabına bırakılır. 26 yıl sonrasında ise 2005 yılında çıkarılan yasa kapsamında “Terör şehidi değil görev şehidi” kapsamına girdiği gerekçesiyle ödenen tazminat geri istenir. Neyse ki yargı mercii böyle bir adaletsizliğe izin vermez!
Emniyet Teşkilatı olarak en azından adı bir polis okuluna, bir yerleşkeye, bir karakola/polis merkezine verilebilirdi. EGM eski binası yanındaki parkta “şehit emniyet mensuplarına duyulan saygınlığın bir ifadesi olarak” Kutlutaş Holding tarafından armağan edilen ve 10 Nisan 1982 tarihinde açılan “Şehitler Anıtının” bulunduğu parka adı verilerek yaşatılabilir. (Emniyet teşkilatı duyarsız kalsa da Belediyeler tarafından; Adı Adana’da katledildiği caddeye, Ankara/Mamak ilçesi ve memleketi Ordu/Şirinevler’de bir parka verilip yaşatılmaya çalışılır.)
Sabır ve metanet abidesi Yurdakul Ailesinin (Acar, Ayçil ve Ülker YURDAKUL) 2013 yılında ölüm yıldönümünde paylaştığı mesaj anlamlıdır: “….Ülkemiz üzerinde oynanan hain oyunları üstün zekâ ve cesaretleri ile gözler önüne sermişti.  Biz çocukları olarak babamızın hala çözülemeyen bu hain oyunları çözümleyerek ve yetkilileri uyararak bizlere bırakmak istediği uygar ve Bağımsız Türkiye çabaları için onunla gurur duyuyoruz.” O, ailesinin söylemlerinde olduğu gibi “yaptıkları, ürettikleri, paylaştıkları ile ölümsüzleşti.” 
Türkiye yurtsever/yiğit bir evladını, Emniyet Teşkilatı da içerisinde yetişmiş nitelikli bir yöneticisini/genç bir emniyet müdürünü 40 yıl öncesinde şehit verirken; bizlerde şehit Cevat YURDAKUL müdürümüzü/ağabeyimizi yüreğimize gömüp, rahmet ve saygı ile anıyor, ailesine sabır ve nice sağlıklı ömürler diliyorum.

Remzi KOÇÖZ

* Cumhuriyet/Milliyet/Tercüman, 29.9.1979;
Orhan TÜLEYLİOĞLU, “Neden Öldürüldüler?”, 1. Kitap, Um-Ag Yayınları, 2007, s.205-239;
Hikmet PALA,“Yarım Kalan Bir Yürüyüş: Cevat Yurdakul”,  http://www.orduolay.com, 29.9.2013;

28.9.25

TEMÜD-DER BÜYÜK BULUŞMA/2025

‘Polis Kolejinde okuyup ayni kaderi paylaşanlar için Kolejlilik farklı bir tutkudur. Kurumsal aidiyet açısından kendine özgü bir kültür oluşturur; Kolejlilik...’

TEMÜD-DER BÜYÜK BULUŞMASI

(Seferihisar-İzmir / 22-27 Eylül 2025)

Bizler Polis Koleji Ailesi bireyleri olarak dönem dönem devre toplantıları ile biraraya gelip geçmişi yadetmeye çalışırken, emeklilik sürecinde Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Derneği (TEMÜD-DER) öncülüğünde kolejliler dışındaki meslektaşlarımız/müdürlerimizin de katılımıyla geniş bir yelpaze oluşturacaktık.

İster istemez dönem/devre yerine neredeyse 3 ayrı kuşağı kapsayan; Ağabeyler, Bizler, Kardeşler şeklinde mesleki aidiyet ağırlıklı buluşmalar gerçekleşir.

En büyüğü 1951, en küçüğü 1992 çıkışlı 41 yıllık bir aralıktaki, 95-55 yaş arası 3 nesil bir evre farklı kuşağın (160 kişi ailelerle birlikte 300 kişi) -Seferihisar polis kampındaki 5 günlük buluşmasında gün/gece birliktelik boyunca- birbirine anlatacakları çok şeyleri olacaktı.

Seferihisar’da Büyük Buluşma içerisinde farklı devreler kendi aralarında devre buluşması gerçekleştirirken, bizlerde 28. Dönem olarak koleje girişimizin 50. yılı anısına biraraya geldik. (Devre buluşmamız ile ilgili duygu/düşünceler; “28. Dönem Kolejliler Buluşması-İlk Adımın 50. Yıl Anısına (1975-2025)” başlığıyla paylaşılmıştır.)

Bizler açısından, -zamanın cömertliğine kanmadan sevdiklerinizle birlikteliklerinizi ötelemeden-  biraraya gelebilmek  nostalji de olsa güzel bir duygu.

Atatürk/Cumhuriyet ilke/ülküsüyle yetişmiş bizler Kolejin, öncesinde cemaat/tarikat yuvalanmasına göz yumulmasına sonrasında da kapatılmasına hüzünlenirken, Emniyet Teşkilatının kurumsal hafıza/teamül/saygınlık/değerler bağlamında ister istemez burukluk yaşıyorduk. Ülkenin gidişatına, yaşanan sürece ve Atatürk/Cumhuriyet değerlerinden giderek uzaklaşılmasına ise  emekli kamu/güvenlik görevlisi bir yurttaş olarak üzülüyoruz.

Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen kısır çekişmelerden sıyrılıp güçbirliği yaparak birliktelik/dayanışma çerçevesinde sinerji yaratabilmek aslolandır.

Gelinen noktada, özellikle toplum/birey olarak yakınmaktan öte çözümün neresinde olabiliriz, neler yapabiliriz/yapmalıyız odak noktamız olmalıdır.

Büyük buluşma içerisinde gerçekleştirilen etkinlikler çerçevesinde;

“Mesleki Sohbet” toplantısında; Emniyet Teşkilatına ilişkin sorunlar ve çözüme yönelik öneriler çerçevesinde “Atama-Terfi, Eğitim, Denetim” ile “Polis Dernekleri” konularında sunumlar (R.Koçöz - N.Uğur) yapılırken;

İzmir Temüdder’in Eğitim bursuna katkı amaçlı “Kitap imza” günleri (F.Arslan–R.Koçöz) ile “İnsanlar Yaşarken Anılmalıdır” (C.Uzunkaya-E.Ü.Karabıyık) etkinlikleri büyük buluşmayı birlik/dayanışma açısından anlamlandıracaktır. Polis Akademisi öğretim görevlisince (Prof. S.Öz Yıldız) kaleme alınan; “Polis Enstitünden Akademiye 47 yıl (1940-1984)” kitap çalışması da -bizi/bizleri anlatma, bir ruhu yaşatma, gelecek kuşaklara aktarma bağlamında- heyecanla beklenmektedir.

Günübirlik Sisam adası gezisi ve akşam yapılan canlı müzik ise bu buluşmayı renklendirmiştir.

Mesleki aidiyet ve dayanışmayı yaşatmaya çalışan TEMÜD-DER Genel Yönetimi başta olmak üzere bu güzel etkinliğe/buluşmaya öncülük eden İzmir Şube Başkanı Ömer Kılıç ve yönetimi ile ev sahibi/misafirperverliğinden dolayı İzmir/Seferihisar Polis Moral Eğitim Merkezi Müdürü Mustafa Cebeci ve personeli nezdinde emeği geçenlere ayrı ayrı teşekkür ederken; bu süreçte sağlık sorunu yaşayanlara geçmiş olsun/acil şifa temennisiyle, ebediyete intikal edenleri/ kaybettiklerimizi rahmet ve saygıyla anarken, tüm katılımcılara sağlıklı günler diliyorum.

Saygı, sevgi ve selamlarımla...  

(Seferihisar / 27 Eylül 2025)

Remzi KOÇÖZ


26.9.25

28. DÖNEM KOLEJLİLER BULUŞMASI/2025

‘50. Yıl Buluşması bundan sonraki buluşmalarımızda zamanın bizlere bu kadar cömert davranmayacağını hatırlatırken; 28. Dönem olarak bizleri biraraya getiren Kolejlilik ruhu olacaktır.’

28. DÖNEM KOLEJLİLER BULUŞMASI
-İlk Adımın 50. Yıl Anısına (1975/2025)-

1975 yılında başlayıp sanki çok yıl geçmişçesine 3 yıla çok şey sığdırdık. Yuvadan ayrılanlar olsa da, fireler versek de büyük çoğunluk yola devam diyerek ayni kaderi paylaştık.
28. dönem kolejliler olarak, günümüzden 50 yıl önce, 1975 yılında 110 kişiyle yola çıktığımız arkadaşlardan 5 fire vererek devre olarak 105’e düştük. 1978’de 88 kişi, 17 kişide 1979’da kolejden mezun olmuştur. Ardından 6 arkadaşımız başka okul/meslek tercihiyle kolej diplomasını alarak bizlere veda ederken, 2 arkadaşımız da değişik nedenlerle yuvadan ayrılmıştır. Ardından devam edilen Polis Enstitüsü/Akademisi’nden 71 Kişi (1982),  13 kişi (1983), 10 Kişi (1984), 3 kişi (1985) yıllarında olmak üzere 97 kişi mezun olmuştur.
Meslek içerisinde farklı rütbelerde görev yaparken 6 arkadaşımız daha değişik nedenlerle yollarını ayırırken, geriye kalan arkadaşlarımızla yurdun dört bir yanında farklı sorun/sıkıntılarla boğuşarak görevlerini tamamlayarak bir şekilde ipi göğüsleyeceklerdir.
28.dönemin büyük bir çoğunluğu 1.sınıf emniyet müdürü rütbesinde  (polis başmüfettişi/merkez emniyet müdürü) emekli olurlarken, dönem olarak 15 İl Emniyet Müdürü, 4 Daire Başkanı, 5 PMYO-POMEM Müdürü, 2 Genel Md. Yrd. çıkarırken; 2016 yılında 15 Temmuz darbe girişimi ardından FETÖ kapsamında içimizden 6 kişi resen emekli edilecektir. (KHK/675).

Kayıplarımız 30. yıl buluşmamızda 3 iken, 10 arkadaşımızı daha kaybedecek 50. Yıla geldiğimizde toplamda 13 kişi eksilecektik.
1-Yakup Aslan (1989)
2-Nurettin Özbaş (1994)
3-Zeki Küçük (2004)
4-Ahmet Türker (2012)
5-Hasbi Çiçek (2014)
6-Hasan Kızılay (2016)
7-Hüseyin Uslu (2017)
8-Muharrem Deniz (2018)
9-Rüştü Yetginbal (2021)
10-Mustafa Çankal (2022)
11-Sabri Kiriççi (2022)
12-Sefa Poyraz (2024)
13-İsmail Sökelen (2024)

Büyük Önder Atatürk’ün “Vatan sevgisi ona hizmetle ölçülür” sözünün gereğini yerine getirerek Vatanımıza-Milletimize-Teşkilatımıza yararlı hizmetler üretebildiysek, ne mutlu bizlere…

Bu duygu ve düşüncelerle;
50. yılda bu büyük buluşmayı özleyen, soğukluk/kırgınlık/küskünlükleri de geride bırakarak kaldığımız yerden “hayat devam ediyor” diyerek bir araya gelmemiz gerektiği inancıyla;
28. Dönem Kolejliler olarak, anılarımız yanında, günümüzü ve bundan sonraki birlikteliklerimizi de paylaşmak amacıyla 22-27 Eylül 2025 tarihlerinde koleje girişimizin 50. yılında Seferihisar polis kampında bu tarihi buluşmayı gerçekleştirdik.

Hazırlanan program çerçevesinde; 23 arkadaşın katıldığı (ailelerle birlikte 46 kişi), sınıf komiserimiz Cengiz Girgin (1971’li) ile Eğitim amirimiz (1973’lü) Şükrü Saraç’ın da bizleri onurlandırdığı bir etkinlik gerçekleştirildi. Sonraki yıllarda (özellikle 2028’de kolejden mezuniyetimizin 50. yılı anısına)  yeni bir buluşma temennisiyle vedalaşıp ayrınıldı.

Sonuç olarak;
Aramızdan ayrılan arkadaşlarımızı saygıyla/sevgiyle yadederken, evlatlarını kaybeden Aydeniz, Karaman ve Oğuz Aileleri ile aile yakınlarını kaybeden arkadaşlarımızın acılarını paylaşıyor, engelli sandalyesi ile bitmez tükenmez bir mücadele veren Ahmet Erez özelinde farklı hastalıklarla mücadele eden diğer arkadaşlarımıza da şifa/kolaylıklar diliyoruz.

Bundan sonraki süreçte dayanışma içerisinde olabilmek, acıları/hüzünleri, sevinçleri/güzellikleri paylaşabilmek ve yeniden bir araya gelebilmek temennisiyle, özellikle ve öncelikle sağlıklı günleriniz, sonrasında ise her şey gönlünüzce olsun.
(Seferihisar/ 25 Eylül 2025)
Remzi KOÇÖZ

7.9.25

NAİL AYDIN

Bazı ölümler insanı daha çok üzer. Aile yakınları, arkadaşlar vede sebebi ne olursa olsun genç ölümler.  Nail Aydın’da genç ölümler olarak gördüğümüz bizden 3 dönem sonra 85’li bir kardeşimiz…

-Bir Kardeşin Anısına-

Ankara’da 44 yıl öncesinde 1981-82 yılı son sınıf öğrencisi iken 1 yıl kadar Polis Enstitüsü/ Anıttepe kampüsünü paylaşmamız ardından kadroda yolumuz kesişmese de Ankara’ya gelişlerimizde EGM/İnterpol dairesine ziyaretlerimizde görüşecek, yıllar sonra 1. sınıfa terfi etmesinin ardından (2008) Ankara’da Teftiş Kurulunda polis başmüfettişi olarak yollarımız kesişirken,  görev/mesleki konular dışında güncele/gündeme ilişkin gelişmeleri de sohbetlerimizde paylaşacaktık. Kolejlilik aidiyet duygusu nedeniyle arkadaşlıklar/ dostluklar daha bir farklı olacaktır.

Emeklilik sürecinde ise yazı/paylaşımlarımı yakından takip edecek, “Türkiye’nin Avrupa Serüveni” isimli kitabımın Ankara’daki Aralık/2023 ilk imza günümde beni yalnız bırakmayan nadir kardeşlerden biri olacaktır.

Maalesef, ne hazindir ki spor yaparken kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiğini 6 Eylül akşamı öğrenince yakışıklı güleç yüzlü kardeşime ölümü hiç konduramadım.  

Çanakkale/Bigalı Nail kardeşin ani kaybı yakından tanıyanlar/sevenleri için özellikle 85’li devreleri için acımasız bir erken veda olacaktı. Emniyet Teşkilatının Kolejli bir değeri olarak -beyefendi/ sevecen/saygın bir kişilikte, Atatürk/Cumhuriyet ve BJK sevdalısı vede soyadı gibi Aydın duruşuyla- gönüllerde yer alacaktır.

Değerli Kardeşim Nail Aydın’a;

Allah'tan rahmet, Ailesi/yakınları/sevenleri/meslektaşları ve de

Kolej camiasına başsağlığı ve sabırlar dilerken,

Işıklar içinde toprağın bol olsun,

Canım Kardeşim…

(Karasu / 7 Eylül 2025)

Remzi KOÇÖZ





24.8.25

SELCAN OĞUZ

'Türkmen geleneğinde
Bedenin toprağa verilmesi;
"Yıkadık canımızı gönül suyumuzla. 
Yıkayıp giydirdik can libasını. 
Hak’tan gelmiş Hakk’a giden"
Canların sırlanarak gülbenklerle 
Hakk'a uğurlanmasıdır.'

SELCAN OĞUZ
-Bir Türkmen Kızının Ardından-

Selcan, 28. Dönem Kolej arkadaşımız
Sırrı - Serpil Oğuz çiftinin oğulları Korcan sonrası 1989'da doğan biricik kızları.
Erzurum'dan Ankara’ya dönüşümüz sonrası 2003-2006 arası Ayrancı'da (50 yıl öncesinde Polis Koleji devre/sınıf/sıra arkadaşım) Sırrılarla bir sokak ötede komşu olduk. Ailece görüşme yanında kızlarımız da birbirleriyle arkadaş olup birlikte zaman geçirirler.
Selcan, üniversite için İstanbul'a Galatasaray'a gider. Sonrasında
Mastır/doktora sürecinde ağırlıklı olarak İstanbul da kalırken birkaç iş deneyimi de yaşar.
2018 başında Oğuz ailesi büyük bir hüzün yaşar. Eş/Anne Serpil hanımın sinsi hastalık sonucu ani kaybı aileyi ister istemez derinden sarsar.
Annesinin yokluğu doğal olarak ailenin en genç bireyi genç kızı Selcan'ı daha derinden etkileyecektir.
(Selcan benim face arkadaşım. Belkide devre arkadaşımlarımın çocukları arasında yazılarımı/paylaşımlarımı takip eden müstesna genç bir kişilik.)

Bu yıl Polis Kolejine girişimizin 50.yılı (1975-2025) anısına bir buluşma planladık. Sırrı arkadaşımızda İzmir /Seferihisar Kampında 1 ay sonra (22-27 Eylül) yapılacak 50. Yıl buluşmasına kızı Selcan ile birlikte gelecekti.
Ancak 22 Ağustos günü alınan kara haber
bizleri hem aile hem devre arkadaşları olarak derinden üzecekti.
Selcan'ın sinsi/hızlı ilerleyen hastalık süreci onu daha 36'sında yaşamdan koparacak çok genç sayılabilecek bir yaşta aramızdan alacaktı.
Tabiki ateş düştüğü yeri yakacak ani kaybı Oğuz Ailesi için çok büyük bir acı olacaktı.
Evlat acısı belki en zoru.
Tabiki kardeş acısıda bir o kadar.
Sırrı, 7.5 yıl aradan sonra toprağa verdiği eşinin emaneti biricik kızını/canını,
oğlu Korcan ile birlikte sırlayarak toprağa verip gülbenklerle hakka/sonsuzluğa uğurlarken;
Başta Oğuz/Çepni sevdalısı kadim dostum baba Sırrı ve abi Korcan'a sabırlar/ kolaylıklar, sevenlerine/arkadaşlarına
başsağlığı diliyorum.
Selcanım,
Yattığın yer incitmesin,
Toprağın bol ışıklar içinde olsun,
Oğuz/Çepni Kızı...
(Karaağaç / 24 Ağustos 2025)
Remzi Koçöz 



3.8.25

AHMET NİHAT DÜNDAR

Ahmet Nihat Dündar... 
2003-2004 yılları arası 1 yıl kadar 
EGM Hukuk Müşavirliğinde maiyetinde çalıştığım,
Özellikle APK Daire Başkanlığı döneminde 
EGM Teşkilatına mevzuat açısından ve
kurumsal çerçevede katkı sağlayan 
birçok şey kazandıran
bir meslek büyüğümüz.
Emeklilik sürecinde de
TEMÜD-DER Yönetiminde görev alan
katkılar sunan
Kolejli bir ağabeyimiz.
Uzun bir tedavi sürecinde 
hastalığa yenik düşerek aramızdan ayrılan 
Ahmet Nihat Müdürümüze 
Allah'tan rahmet dilerken,
Ailesi/sevenleri/dostları vede 
Kolej camiasının başı sağolsun...
(3.8.2025)
Remzi Koçöz 

2.7.25

İÇİMİZDEN BİRİ: ŞEVKET AYAZ

 “Günümüzde savaşların türü de değişti. Ekonomik, siber ve benzeri yöntemlerle savaşlar yapılıyor. II. Dünya Savaşı'ndan bu yana büyük bir savaş olmamasına rağmen, 60 milyon insan çatışmalarda hayatını kaybetti. Bu nedenle savaşların diplomasi yoluyla önlenmesi çok önemli.” (Doç. Şevket Ayaz)      

İÇİMİZDEN BİRİ: ŞEVKET AYAZ

2011 yılında kaleme aldığım ve Çağın Polisi Dergisi ile blog sayfamda “Emniyet Teşkilatından Bir Portre: Şevket Ayaz” başlığı ile yayınlanan yazımı, emeklilik sürecindeki gelişmeler ile spor/sosyal/akademik yaşamı çerçevesinde güncelleyerek “İçimizden Biri: Şevket Ayaz” başlığıyla paylaşmak ve bir kolej değeri meslek büyüğümüzü/müdürümüzü/ağabeyimizi, 80’ine bir adım kalmış bir çınarı yadetmek istedim.

 Sportmen Bir Emniyet Müdürü / Bir Akademisyen/ Bir Beyefendi…

Aydın/İncirliova ilçesindeki görev sürecimde 1994 yerel seçimleri arifesinde Şevket Ayaz müdürümle yaşadığım bir anımı “Sigaranın Hatırlattıkları” başlıklı yazı içerisinde kendisinin engin hoşgörüsüne sığınarak paylaşmıştım (Bkz. Çağın Polisi Dergisi, 2008, S:74).

Aydın için siyasetin harman olduğu yer demişlerdi. 1994 yerel seçimleri çetin/zorlu/gerilimli vede vukuatlı geçecektir. Ve seçimlerinin ardından Bakan emriyle bir gecede 18 memurdan 6’sının tayini çıkması, ilçe emniyeti gibi il müdürümüzü de şaşırtacaktır. Tayinlerdeki memurların bir kısmı ilçede uzun yıllar kalmış, yıpranmış olsalar bile soruşturma yapmadan, il/ilçe idaresinden habersiz yapılan atamalar ister istemez kadroda hoşnutsuzluk yaratacak, toparlamak zaman alacaktır. Zaten tayin faksı gelir gelmez soluğu Aydın’da alıp müdürümüze arzedince bir yandan beni teselli ederken diğer yandan telefonla bağlandığı emniyet genel müdür yardımcısına sitem edecektir.

1995 yılında emniyet amirliğinden 4. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi etmiş, İncirliova ilçesinin de aynı yıl amirlikten müdürlüğe dönüşmesiyle ilçede kalmıştım. O yıl Müdürümüzün öncülüğünde, emniyet teşkilatının 150. kuruluş yıldönümü anısına Aydın Emniyet Müdürlüğünün faaliyetlerini, merkez ve ilçe teşkilatlarını tanıtıcı “Aydın Polisi” isimli bir dergi yayınlanmıştır. Müdürümüzün emniyet teşkilatına -hizmet binasından, araç gerecine kadar- kazandırdığı çok şeyler vardır ancak en önemlisi de ‘saygınlık’ olmuştur.

Aydın emniyet müdürlüğü araç kampanyası bağlamında yılsonu düzenlenen piyango biletleri satışında ilçe olarak ümitlensek de büyük ilçelerden bize sıra gelmeyince, müdüriyet makamına giderek ayrımcılık/üvey evlat muamelesi yapıldığı şeklinde sitemde bulunarak, “siz vermezseniz bizde kendi göbeğimizi keseriz/kendimiz alırız” şeklinde boyumuzdan büyük laf edince altında kalmamak için ilçede bir seferberlik başlatırız. O esnada hırsızlık vb. faili meçhul olaylar konusunda çalışmalarımız ilçe sınırlarını aşarak komşu ilçelerdeki faili meçhul olayları çözümleme noktasında Ay TV ve ulusal gazetelerin Ege sayfalarında gündem olurken ilçe halkının/esnafının da güvenini kazanmanın psikolojisiyle araç kampanyamız 3 ay içerisinde başarıya ulaşırken, 10 Nisan 1996 etkinliklerine denk getirip aracın hizmete sokulması için düzenlediğimiz törende kurdeleyi müdürümüze kestirecektik.

İlçemizin Aydın merkezine bitişik/yakın ilçe olması nedeniyle Müdürümüzle çok farklı ortamlarda açılışlarda/törenlerde/toplantılarda karşılaşmalarımız olurken özellikle adli yıl açılışlarındaki törenlerde bizleri ailece onure edecektir. Hoşgörüsüne sığınarak rahat sorular sorabildiğimiz gibi oda bizlere yüksünmeden açıklamada bulunurdu.

Zaman zaman sürprizler yapardı, o dönem otoyol-çevre yolu yoktu, ara yollar dışında karayolu ilçemizin içerisinden geçmekte idi. Güzergahtan geçişlerinde kahve içimi uğramaları olurken, bazen diğer ilçe etkinliklerinde bazen de bir öğle arası komşu ilçe Germencik güzergahındaki Uşaklı petrolde kuru fasulye pilav davetinde kendimizi buluruz.

Yaklaşık 3,5 yıl birlikte görev sonrası 1997 yılının başlarında İl Emniyet Müdürümüzün, Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atanmasına sevinirken, bir yandan da böyle güzide bir insandan ayrılmanın burukluğunu yaşadım.

Müdürümle karşılaşmaktan, aynı ortamı paylaşmaktan haz alırdım. Çalışmalarımızı yakından takip ederek, basında icraatlar yanında farklı etkinliklerle sesimizi duyurmamızı destekler, öne çıkmamız konusunda bize öncülük ederdi. Siyasilerle olan gerilimlerde bize siper olur, şikâyetleri göğüsler, bize yansıtmamaya çalışırdı. Emekli bir polis memuru olan Eşi Habibe Hanım ve kızlarıyla örnek bir aile profili olarak karşımızdaydı. Bizler için olduğu kadar emniyet teşkilatı nezdinde önemli/özel bir değer niteliğinde kişiliğiyle/idareciliğiyle/insancıllığı ile örnek olmuştur.

Ankara’ya yolumuz düştüğünde makamında ziyaretimizde, bizim için Aydın’da bırakmış olduğu sıcaklıktaydı, değişen bir şey yoktu. 2003 yılı 10 Nisan haftasında Erzurum il emniyet müdürlüğü vekalet sürecimde birkaç günlüğüne Erzurum’a gelişinde bizlere de zaman ayıracak, Aydın günlerimizi yadetme yanında Erzurum’un tarihi yerlerini birlikte gezecektik.

Sonrasında Ankara da Hukuk Müşavirliğinde, 2005 yılında Yüksek Değerlendirme Kurulunda 1.sınıfa terfimizin görüşülmesi öncesi, Müdürümüzle yollarımız yeniden çakışır. 10 yıl öncesi, Aydın ilinde mahiyetinde görev yaparken 4. sınıf emniyet müdürlüğüne terfi etmiştim. 10 yıl sonrasında ise bu kez 1. sınıfa terfi aşamasında bizlere moral ve destek olacaktı..

Müdürümüz, meslek sürecinde, rütbe ve unvanından öte her zaman kişiliğiyle, birikimiyle sadece meslektaşları tarafından değil, bürokrasiden iş dünyasına kadar farklı çevrelerce takdir edilen, saygı gösterilen bir şahsiyet olarak hep örnek olmuştur. İl Emniyet Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı makamları yanında Trafik Hizmetleri Başkanlığı döneminde de “temsil” yönünden hep zirvededir. Her zamanki vakurluğunu, beyefendiliğini hiç bırakmamıştır.

Aydın/Müdüriyet makamında bir ziyaretimde işadamı Vehbi Koç’un Denizli istikametinden özel aracıyla İzmir’e seyir halinde iken araç telefonuyla “bir kahve içimi ziyaret için” aramasına tanık olurum. İstanbul görev süreci mesleki deneyim yanında sosyal açıdan da kendisine çok şeyler katacaktı. Şube müdürü olarak görev yaptığı İstanbul’da kurduğu ilişkilerin uzun yıllar sonrasında dostluklar şeklinde devam etmesi güzel bir vefa örneği. Çünkü meslek yaşamımızca görev yerinden/makamından ayrıldıktan sonra ilişkilerin koptuğu, çocuklarının işten çıkarıldığı, nüfuza/etikete dayanan göstermelik arkadaşlıkların sona erdiği, çıkarsal dostlukların olduğuna çokça tanık olduk. Bazı şeyler makamla/mevkiyle, parayla/pulla zorlamayla olmaz. Gönüllere girmek yüreklerde yer tutmak özel bir beceri gerektirir. Şevket Ayaz müdürümüzde bu bağlamda; rütbelerinden/makamından öte kişiliğiyle/donanımıyla/bilgisiyle/duruşuyla insanlarda etki bırakan, saygı duyulan sevilen/aranan özel bir kişilik olarak gönüllerde yer almıştır.

Balkanlar’dan, Makedonya/Üsküp’ten Anadolu’ya, İzmir’e göç eden bir ailenin 1946 doğumlu çocuğu olarak Polis Koleji sonrası 1966 yılında başlayan memuriyet hayatı, 1969 yılında Polis Enstitüsü/Akademisi’nden mezuniyet sonrası polis amiri olarak değişik rütbe ve unvanlarla Ankara, Balıkesir, Aydın, İstanbul, Elazığ gibi ülkenin değişik illerinde görev yapmış, Polis Başmüfettişliği (1990-1992), Aydın Emniyet Müdürlüğü (1992-1997), Emniyet Genel Müdür Yardımcılığı (1997-1999) ve Merkez Emniyet Müdürlüğü/APK (1999-2006) görevlerinde bulunmuştur. 1976’da TODAİE yüksek lisans programını bitirerek “Kamu Yönetimi Uzmanı” unvanının ardından 1989’da İstanbul Siyasal Bilimler İletişim Fakültesinde doktorasını tamamlayarak “Dr” unvanını almıştır.

Asaletinden asla ödün vermeyen bilgi, görgü ve kişiliğiyle öne çıkan bir görev adamı olarak; finali de dimdik bir şekilde tamamlayıp, 2006 yılında emekli olmuştur. O, bir fiil 40 yıl üniformasını taşıdığı mesleğinden emekli olduktan sonra da durağan bir yaşamı seçmeyip, İstanbul ilinde kendine sosyal alan ve statü yaratarak, bundan sonraki yaşamını anlamlandıracaktır.

O sportmen biri olarak; Judo da siyah kuşak (1. Dan) sahibi. 16 yıl kadar Polis Kolej-Enstitü ve Emniyet takımlarında voleybol oynaması yanında ‘Voleybolun Unutulmazları’ olarak plaket ile ödüllendirilmiş, Voleybol Federasyonunda yönetim/ceza kurullarında da görev almış, FB Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu üyesi, ayrıca Türk Milli Olimpiyat Komitesi üyeliğine seçilmiştir. Sosyal sorumluluk çerçevesinde Türk Kalp Vakfı Başkan Yardımcılığı görevini halen yürütmekte.

Bir kez siyasete soyunacak kısa süreli bir deneyim yaşayacak, 2002 genel seçimlerinde İsmail Cem’in kurduğu YTP’den İzmir milletvekili adaylığı dışında aktif siyasetten uzak duracaktır.

Emeklilik sürecinde akademik dünyada kendine yer bulmuş, Dr olarak başladığı öğretim üyelik kariyerini Yrd. Doçentlik ardından Doçent olarak taçlandırmıştır. İstanbul Aydın Üniversitesinde Doç. Dr. Öğretim Üyesi olarak, USAM (Ulusal Güvenlik, Strateji Araştırma ve Uygulama Merkezi) Müdürü ve Güvenlik Daire Başkanlığı sürecinde (2019), üniversite çalışmalarında sorumluluk alanındaki faaliyetlerini “USAM Etkinlikleri” adı altında 2 cilt halinde kitaplaştırarak akademik dünyaya da katkı sunmuştur.

Ankara ve Erzurum görüşmelerimiz sonrası, Emeklilik sürecinde İstanbul’da görüşmelerimiz olacak, bu kez ülkenin/teşkilatın yaşadığı sürece ilişkin kaygılarımızı paylaşacaktık.

Emniyet teşkilatı bugüne kadar seçkin insanlar yaratmış, sayısız değerler yetiştirmiştir.  Şevket Ayaz müdürümüzün de bu değerler arasındaki yeri müstesna olup, o sportmen, entelektüel ve beyefendi kişiliği ile de gururlandığımız örnek bir meslek büyüğümüz olarak gönüllerdeki yeri her zaman saygın kalacaktır.

Sevgi/saygı/selamlarımla…

(1 Temmuz 2025)

Remzi KOÇÖZ

26.5.25

MİLLİ MÜCADELE ve TÜRK POLİS TEŞKİLATI

 Türk Polisi, yetkisini yasalardan, gücünü milletinden, görev ve sorumluluk duygusunu vicdanının sesinden alarak, tüm benliğiyle halkın hizmetindedir. Kişilerin/egemenlerin/siyasilerin/partilerin/iktidarların/zümrelerin/cemaatlerin/ tarikatların/çıkar çevrelerinin ne özel kolluk gücü nede arka bahçesidir. Milletin/Halkın/Toplumun tüm katmanlarına karşı ‘Hak/Hukuk/Adalet/Eşitlik/Saygı/Sevgi’ anlayışı içerisinde, Türkiye’nin kuruluş felsefesini oluşturan ‘Atatürk İlkeleri ve Devrimleri’ ortak paydasıdır. Ve Cumhuriyetin bekçisidir. Ve de Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önderimizin dediği gibi: “Herkesin vicdanı kendi polisidir. Polis ancak vicdanı olmayanların karşısındadır.”

MİLLİ MÜCADELE / CUMHURİYET ve TÜRK POLİS TEŞKİLATI

İç güvenliğe ilişkin günümüzden 180 yıl önce, 10 Nisan 1845 tarihinde, Osmanlı/Tanzimat Döneminde, Tophane-i Âmire Müşirliği’ne bağlı bir birim olarak kurulan ve Kaptan-ı Deryalık ardından Zaptiye Müşiriyetine bağlanan Polis Teşkilatının temeli 1907 yılında “Polis Nizamnamesi” ile atılmıştır. Zaptiye Nezareti lağvedilip yerine 1909’da Emniyet-i Umûm Müdürlüğü, 1911’de İstanbul Polis Müdüriyet-i Umûmîyesi 1913’de Dâhiliye Nezareti’ne bağlanmıştır.

Milli Mücadele döneminde (1918-1922) binlerce şehit (polis sayısı 6500’lerden 4250’lere düşerken) verilen cephede olduğu kadar cephe gerisinde de (Teşkilatı Mahsusa’ya yardım, asker kaçaklarını tespit, Anadolu’ya silah/adam kaçırma gibi) çok büyük katkıları olacaktı. Milli mücadele sonunda yüzlerce polis kırmızı şeritli İstiklal madalyası ile ödüllendirilecekti. Tabi ki Milli Mücadele karşıtları işbirlikçiler de olacaktı. 150’likler arasında 13 polis yer alırken, Kürt Teali ve Yeşilordu cemiyetlerinde çalışanlarda olacaktı.

TBMM’nin 23 Nisan 1920 tarihinde açılışının 3 ay sonrasında 24 Haziran günü İstanbul’dan bağımsız Ankara’da TBMM hükümetine bağlı bir milli polis teşkilatı (Emniyet-i Umumiye Müdürlüğü) oluşturulurken, İngiliz casusu Hintli Mustafa Sagir’in Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’ya suikast girişiminin (1921) açığa çıkarılması ilk/önemli bir başarıydı. Milli mücadele sonrası İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü (1922) ile İstanbul Polis Müdürlüğü (1923) lağvedilerek 2 başlılığa son verilir. Osmanlı saltanatı vede İstanbul Hükümetinin sonlanması ile kurulan yeni Türk devletinin Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olan Ankara’daki teşkilat günümüz Emniyet Genel Müdürlüğü karşılığı olacak, İstanbul’daki teşkilat ise il emniyet müdürlüğüne dönüşecek, dolayısıyla yeniden teşkilatlanma oluşacaktır.

Cumhuriyetin ilk yılları, savaştan yeni çıkılmış, sıkıntılı/zorlu/yokluk/yoksulluk yılları, öncelik yaraların sarılması olacaktır. Bunların dışında bu süreçte hükümetler, ülkenin/rejimin geleceğini tehdit eden iç ayaklanmalar nedeniyle polis teşkilatı ile ilgili değişiklik/reform düşüncelerini ötelemek zorunda kalırken, Osmanlı döneminde çıkarılan 1907 ve 1913 tarihli Nizamnameler uzun süre yürürlükte kalacaktır.

Yeniden yapılanma/kalkınma açısından kurumlar kendi yağları ile kavrulurken Emniyet Teşkilatı da araç/gereç/personel/mevzuat açısından 1930’lu yıllar içerisinde aşama kaydedecekti.  

Cumhuriyet Döneminde; gelişme/yenileşme hareketleri açısından 1930 yılında İnterpole üye olunurken, çıkarılan “İçişleri Bakanlığı Merkez Teşkilatı Kanunu” Emniyet Genel Müdürlüğüne yer veren ilk mevzuat olur. Ardarda yeni mevzuatlar yürürlüğe girecektir.

Türk Polis Teşkilatı’nın kuruluş/görev/yetkilerini düzenleyen yasal değişiklikler:

1-      1932 yılında 2049 S. Polis Teşkilatı Kanunu

2-      1934 yılında 2559 S. Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu

3-      1937 yılında 3201 S. Emniyet Teşkilatı Kanunu

1931 yılında Alman ve Avusturyalı uzmanların gelişi dışında Berlin Polis Enstitüsüne öğrenci gönderilir. 1935 yılında Emniyet Genel Müd. Şükrü Sökmensüer ile Lab. Şefi  Dr. Mecit Gürerdem yurttdışı inceleme gezilerinde İsviçre polis teşkilatını ayrıntılı inceleyip, 3201 S. Emniyet Teşkilatı Kanunu çerçevesinde Polis Enstitüsünün kuruluşunu gerçekleştirirler.

Polis Enstitüsü 6 Kasım 1937 tarihinde Ankara/Anıttepe’deki yeni binasında öğrenime başlar. Atatürk’ün direktifiyle kurulan Polis Koleji ise 15 Haziran 1938 tarihinde Polis Enstitüsü binasında eğitime başlayacaktır.

(1975 yılında dahil olduğum Polis Koleji 28. Dönem mezunu olarak 1978 yılında Polis Enstitüsüne devam ederek -Ankara/Anıttepe’de Atatürk döneminde yapılan/açılan o tarihi bina ve yerleşkesinde 7 yıl kadar öğrenim görmemizin ardından- 1982 yılında mezun olarak polis amiri/müdürü olarak “Yurt sevgisi ona hizmetle ölçülür” şiarıyla yurdun dört bir tarafında görev yapacaktım.)

Polis Teşkilatının kuruluş günü olarak 10 Nisan 1845 tarihi bugüne değin kutlanagelmiş. Burada tarihsel bir gerçekliği ortaya koymakta yarar var. Aslında, Türk Polis Teşkilatı Milli Mücadele döneminde 24 Haziran 1920 tarihinde Ankara’da TBMM Hükümetine bağlı bir birim olarak kurulmuştur. Milli Mücadele döneminde, -işgale karşı vatanın bağımsızlığı için kuvayı milliye ruhuyla- cephede binlerce şehit verilirken cephe gerisinde de çok büyük katkıları olacak ve yüzlerce polis kırmızı şeritli İstiklal madalyası ile ödüllendirilecekti. Onun için 24 Haziran 1920 tarihi -geleneği gözetme ve tarihe vefa göstermekle birlikte- unutulmaması, hele hele gözardı edilmemesi gereken, Türk Polis Teşkilatının kilometre taşlarından en önemlisidir. Türk Polis Teşkilatı, Kurtuluşun ardından Kuruluşla birlikte Cumhuriyetin güzide bir kurumu olarak önemli işlevler görecektir. Böylelikle modern devlet anlamında kurumsal yapılanma yani kurumsallaşma doğal olarak Cumhuriyet ile birlikte oluşacaktır.

Türk Polis Teşkilatına olduğu kadar devlet/kamu bürokrasisine, bilim/sanat/spor/iş dünyasına sayısız değerler yetiştiren Polis Koleji Ailesine dahil olduğum 50 yıllık bir takvimi -1975/2025- geride bırakırken, Bizler/Kolejliler açısından 10 Nisanlar geçmişe özlem dışında artık eskisi gibi bir kuruluş günü/bayram havasında değil, Atatürk/Cumhuriyet ilkelerine bağlılık, hukuk/adalet/hakkaniyet çerçevesinde; kurumsal hafıza/teamül/vefa/saygınlık/değerler bağlamında bir burukluk içerisinde!

Saygı, sevgi ve selamlarımla…

(Ankara /10 Nisan 2025)

Remzi KOÇÖZ


9.5.25

İÇİMİZDEN BİRİ: TAMER KIRKLAR

“Voleybolun unutulmazları arasında yer alırken, voleybolu seçip voleybolcu olduğum kadar polis kolejine girip polislik mesleğini seçtiğim için de mutlu olduğumu söyleyebilirim, yani ikili bir mutluluk yaşadım.” (Tamer Kırklar)      

-Kolejin Spor Gururu / Kolejlilerin İlkler Onuru-

Milli Mücadelenin 100. Yılı etkinlikleri kapsamında TEMÜDDER ve Kolej Platformunca düzenlenen Kurtuluş yolu (Ankara/Eskişehir/Kütahya/Afyon) gezileri ile 29 Ekim ve 10 Kasım 2019 Anıtkabir ziyaretleri ve akşamındaki birliktelikler anlamlıdır. Kolej vede emniyet teşkilatının yetiştirdiği çok sayıda değer biraradadır. Bu değerler arasında birlikteliğe renk katan birini yakından tanıma fırsatı bulurken,  sonraki süreçte yaşam öyküsü ilgi odağı oluşturacaktı. Kendine özgü bir çizgi, bir mücadele, mütevazi bir başarı öyküsü, Kolejlilerin ilkler gururu/onuru: Tamer Kırklar… 

Anadolu’nun doğusundan Tunceli’nin kırsalından Hozat ilçesinde tarımla/ hayvancılıkla iştigal eden bir ailenin 1945 doğumlu çocuğu olarak 1960 yılında Polis Koleji ailesine (559. Kolej öğrencisi olarak) dahil olmuş.

Kolej spor imkanları geniş olan bir yuva, çok farklı dallarda kendinizi deneme şansına sahip bir yer.  Önce boksa heves sarıp (Clay lakabıyla anılırken) 3 ay sonra atletizm derken voleybolda kendini bulacak ve bu branşla bütünleşecektir. O fiziki yapısının güçlülüğü, boyunun uzunluğu nedeniyle ilk sene sınıf takımından okul takımına, 2. sene ise Emniyet takımına hatta Ankara genç karmasına seçilecekti. Artık voleybol onun dünyası, voleybolla yatar/kalkar olmuştu.

Emniyetspor takımında voleybol II. Liginde mücadele edecek ancak şampiyonluk göremeyecekti. O dönem başka bir takıma transfer imkanı yoktu. Petrolofisi genel müdürünün “bu çocuk II. Ligde heba olacak, onun I. Ligde oynaması lazım” diyerek, EGM‘den talep etmesi üzerine prosedürde bir değişiklik yapılıp EGM oluru ile I. Ligde oynayan Petrolofisi takımına transfer olurken Emniyet takımından diğer takımlara geçiş anlamında bir ilk gerçekleşecektir. 1966 yılında Polis Enstitüsünden mezuniyetinde I.Ligde oynayan bir sporcu olmanın avantajıyla laboratuvar kadrosunda kura dışı kalacak, ardından okulda spor asistanı olacaktı. Enstitüde spor asistanı olarak kalması voleybol sporuna devamını ve sporcu kariyerinin devamına/yükselmesine katkı sağlayacaktı.

Kolej günlerinde boru trampet takımında yer alırken, İbrahim Metiner’in Kolej müdürlüğünde, bir dönem Kolejde sınıf komiserliği sonrasında sınıflar amiri olarak görev yapacak okulun bando takımını da yönlendirecektir.

Petrolofisi’nden yedek subaylık döneminde Muhafızgücü’ne transferiyle milli oyuncular arasında kendini bulacak, bir süre yedekte kalsa da Ankara ve Türkiye şampiyonlukları yaşayacaktır.

Askerlik bitiminde ise Muhafızgücü’nden DSİ takımına transfer olacaktı. DSİ’de 3 sene kadar smaçör olarak oynarken, bir dönem Merkez Trafik dairesinde başkomiser rütbesiyle görev yapacaktı.

Ankara yılları DSİ ile sonlanırken, İzmir’e yol görünür. Göztepe kulübüne transfer olacaktır. 1.Lig sürecinde milli takıma seçilerek milli formayı giyen ilk emniyet mensubu olacak, 9 kez milli takımda oynama gururunu yaşayacaktı.

Müdürlüğe terfisi ile şube sorumluluğunda antremanlar/müsabakalar zorlaşacak, küçük rütbelerdeki gibi idare edilmesi zorlaşacak, müdürlerinin ya spor ya görev seçeneği karşısında spora veda edip, göreve devam etmesi baskın gelecekti.

1974 yılında çok genç sayılacak bir yaşta 29’unda liglere veda ederken jübilesi ise görkemli olacaktı. Jübilesinde, Uğur Dündar sunuculuk yaparken, Müjdat Gezen’in hakem olduğu ringde milli boksörlerimiz Celal Sandal-Seyfi Tatar karşılaşırken, karşılıklı mücadeleyi bırakıp hakemi ring dışında kovaladığı bir gösteriye dönüştürecek, Altay-Göztepe takımları minyatür futbol maçı ardından, kendisinin yer aldığı Göztepe voleybol takımı ile millilerden oluşan karma bir takımla müsabaka sonrası jübile seremonisi Türkiye’nin spor/sanat/televizyon ekran yüzleriyle görkemli bir gösteriye dönüşecekti. 

5 gün antreman 2 gün maç şeklinde gençlik yıllarını içine alan yoğun bir tempo içeren oyunculuk süreci sonlanırken, voleybol tutkusu tabi ki devam edecekti. Uluslararası Antrenörlük sertifikası almasının ardından, bir dönem sporcu olarak bulunduğu kulüplerden Göztepe ve Emniyetspor takımlarını antrenör olarak çalıştıracaktır.

Hem spor dünyasında hem emniyet camiasında bir idol/örnek olurken, nüktedanlığı ve şakacılığı ile de gönüllerde yer tutar.

1 oğlu ve 1 kızından 2 torunu olurken, torununu çocuğunu da görecek, kızı Ebru bir dönem babasının izinde voleybol oynayacaktı.

1963 yılında Kolejden mezuniyet sonrası başlayan memuriyet hayatı, 1966 yılında Polis Enstitüsü’nden mezuniyet sonrası polis amiri olarak değişik rütbe ve unvanlarla Ankara, İzmir, Ağrı, İzmir, Adana gibi ülkenin değişik illerinde görev yapmış, en son görev yaptığı Adana kadrosundan 1982 yılında -idari/siyasi baskılar sonucu daha 37’sinde- çok sevdiği mesleğinden ayrılmak zorunda kalacaktır.

Adana Bölge Gazetesinde bir yazar (Nevzat Uçak) “Eski Dostlar” yazısında; “Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Tamer Kırklar’ın fotoğrafını gördüm. Adana’da Emniyet Müdür yardımcılığı yapmıştı. Çok mert, delikanlı bir kişiydi. Taviz vermeyen, görevini layıkıyla yapan, haksızlığa tahammülü olmayan biri” diyerek bir anısını paylaşacaktı: “80 ihtilali olmuş… Selahattin Çolak, düşünün,  bir kentin Belediye Başkanı hücreye atılmış, hem de ihtilal döneminde ve bir Emniyet Müdürü odasını açıyor, hücredeki kişiye “Buyrun burada dinlenin” diyor ve görevlilere talimat veriyor, “Selahattin beyin bir isteği olursa hemen yerine getirin” diyor..”

O, 15 yaşında girdiği kolejle birlikte 6 yıl öğrencilik ardından bir fiil 16 yıl amir olarak üniformasını taşıdığı mesleğinden çok genç sayılacak bir yaşta istem dışı emekli olduktan sonra İzmir ilinde yaşamını sürdürerek, öncelik olarak farklı iş kollarında çalışacak, ardından 1985 yılında kendi işinde Kırklar/İmtaş sigorta acenteliğinde (Bölge 10.’su olarak) başarılı olacaktı.

Emniyet Teşkilatından ayrıldıktan sonra durağan bir yaşamı seçmeyip, İzmir ilinde kendine sosyal alan ve statü yaratarak, bundan sonraki yaşamını anlamlandıracaktır.  Hem spor camiası hemde emniyet teşkilatının etkinliklerinde en önde olacaktı.

TEMÜDDER İzmir Şubesinin 1 nolu asil üyesi olarak, şehirdışı/uzaklar da olsa tüm etkinliklere yüksünmeden katılım sağlarken, Genel Başkan İsmail Çalışkan “Toplantıların olmazsa olmazı Tamer Kırklar Müdürümüz de aramızda katılmış ve bizleri onurlandırmıştır. Ayrıca konuşmasında yaptığı esprilerle toplantımıza renk katarak bizleri neşelendirirmiştir” şeklinde seslendirecektir.

O sportmen biri olarak; 14 yıl kadar Polis Koleji/Enstitüsü ve Emniyet takımları ile I. Ligde 4 ayrı kulüpte voleybol oynaması yanında milli takım formasını da giyerek, Türk voleybol tarihine ismini yazdırırken, ‘Voleybolun Unutulmazları’ arasında da yer alacaktır.

O, voleybolun unutulmazları arasında yer alırken, voleybolu seçip voleybolcu olduğu kadar Polis Kolejine girip polislik mesleğini seçtiği için de mutlu olduğunu, yani ikili bir mutluluk yaşadığını yineleyecektir.

Hem emniyet teşkilatının/kolejlilerin, hemde voleybolcuların “Tamer Abisi” olarak gönüllerde yer tutacaktır.

Emniyet teşkilatı bugüne kadar seçkin insanlar yaratmış, sayısız değerler yetiştirmiştir.  Tamer Kırklar da bu değerler arasında müstesna, sportmen, centilmen ve de nüktedan kişiliği ile gururlandığımız örnek bir meslek büyüğümüz olarak saygın bir yeri olacaktır.

Aslolan insanları yaşarken değer kılmaktır. Bir meslek büyüğümüzü/müdürümüzü/ağabeyimizi içimizden birini -spor/sosyal yaşamı çerçevesinde- paylaşmak, 80’lik bir çınarı yadetmek istedim.

Sevgi/saygı/selamlarımla…

(9 Mayıs 2025)

Remzi KOÇÖZ




 




19.1.25

TEMÜD-DER / PAMUKKALE 2025

 “Yurt Sevgisi Ona Hizmetle Ölçülür!” Mustafa Kemal ATATÜRK

TEMÜD-DER BULUŞMASI / PAMUKKALE (2025)

Türkiye Emekli Emniyet Müdürleri Derneği İzmir Bölge/Şube Başkanlığı’nın organize ettiği (TEMÜDDER Genel Başkanı yanında Ankara/Antalya/Muğla/Manisa/Yalova/İstanbul ilinden katılımların olduğu) ve ağırlıklı olarak Polis Koleji mezunlarının Denizli/Pamukkale’de eş/çocuk/yakınları ile birlikte (158 kişi) güzel bir buluşma gerçekleştirildi. En büyüğü 1965, en küçüğü 1997 mezunu (32 yıllık bir aralıktaki, 50-82 yaş arası) 3 ayrı kuşağın birbirine anlatacakları çok şeyleri olacaktı.

Bizler Kolejin, öncesinde cemaat/tarikat yuvalanmasına göz yumulmasına sonrasında da kapatılmasına hüzünlenirken, Emniyet Teşkilatının kurumsal hafıza /teamül / saygınlık noktası ile ülkenin gidişatı ve Cumhuriyet değerleri bağlamında da burukluk yaşıyorduk. Gelinen noktada eğitim sorunu bilinen bir gerçeklikti. Özellikle toplum/birey olarak yakınmaktan öte çözümün neresinde olabiliriz, neler yapabiliriz/yapmalıyız odak noktası olmalıydı.

Pamukkale buluşması içerisinde gerçekleştirilen “Mesleki Sohbet” toplantısında, Emniyet Teşkilatının kurumsallaşmasında Polis Koleji/Akademisinin etkileri/katkıları, bu yuva içerisinden yetişen değerler, kamuda/özel sektörde elde edilen başarılar farklı kuşaklar tarafından anılarla/olaylarla/örneklemelerle aktarılırken duygulu anlar yaşanır. “Halkın hizmetindedir bizim bütün benliğimiz” diyerek, hak ve adaleti gözeterek ve de vicdanımızı dinleyerek görev yapmaya çalışırken; Vatana/Millete/Teşkilata yararlı hizmetler verebildiysek ne mutlu bizlere!

Ayrıca, Polis Akademisi öğretim görevlisi tarafından hazırlanan “Cumhuriyetin Polisi Ankara Polis Enstitüsü (1938-39)” bir şekilde devamı olacak yine Polis Akademisinden bir başka öğretim görevlisince kaleme alınacak; “Polis Enstitünden Akademiye 47 yıl (1940-1984)” kitap hazırlığına -bizi/bizleri anlatma, bir ruhu yaşatma, gelecek kuşaklara aktarma bağlamında- sevinirken; TEMÜDDER olarak bu projeye bilgi/belge/veri vb. katkı konusunda sorumluluğu/duyarlılığı yanında, bizlerin de imkanlar ölçüsünde katkıları önem arzedecektir.

Bu güzel etkinliğe/buluşmaya öncülük eden ve emeği geçenlere -başta TEMÜD-DER İzmir Şube Başkanı/Yönetimi olmak üzere- ayrı ayrı teşekkür ederken, tüm katılımcılara sağlıklı günler diliyorum. 

Saygı, sevgi ve selamlarımla...

(19 Ocak 2025)

Remzi KOÇÖZ

9.1.25

MUSTAFA MALAY ANISINA

 ‘Bu yuvadan yetişen çocuklar Emniyet Müdürü, Vali, Genel Müdür; Doktor, Profesör, Sayıştay Denetçisi, Avukat, Savcı, Hakim, Yargıtay Üyesi; Danışma Meclisi Üyesi, Milletvekili, Senatör ve Bakan olmuştur. Özel sektör bağlamında ise üst düzey yönetici, işadamı olanlar yanında, değişik sivil toplum kuruluşlarında/kurumlarında görev almış/başkan olmuş, yurtiçinde/yurtdışında göğsümüzü kabartmışlardır.’

 YILIN BÜROKRATI SEÇİLEN KOLEJLİ BİR VALİ 

-MUSTAFA MALAY ANISINA-

Bazı ölümler/kayıplar insanı daha çok etkiler/üzer. Aile yakınların/arkadaşların/birlikte görev yaptıkların.. İster istemez kendini zaman tünelinde bulursun. Mustafa Malay valimiz de benim gibi onunla görev yapanlar için çok özel bir şahsiyetti.

1998-2003 yılları arası Erzurum görev sürecimin son 6 ayında İl emniyet müdürlüğü görevini vekaleten ifa ederken valimiz Osman Derya Kadıoğlu Malatya valiliğine atanır. Erzurum’a da vali olarak Mustafa Malay atanırken, Kolej/Akademi orjinli içimizden yetişen bir Valinin atanması bizim açımızdan sevindiricidir.

Erzurum’da kış şartları zordu ancak 2003 kışı daha çetin geçiyordu. (1978 yılından bu yana 25 yıl sonra Erzurum’un bu şekilde bir tipi ile karşılaştığını duyuyor, öğreniyoruz.)  Bu çetin kış ortasında 20 Şubat günü valimizi Malatya’ya karayolundan uğurlarken, yeni valimiz ise hava muhalefeti nedeniyle Erzurum havalimanına inişler yapılamadığından 2 gün rötar ardından İstanbul’dan Trabzon’a geçerken, bizde vali yardımcısı ve korumalarla 2 araçla/jiple vali beyi almak üzere Trabzon’a geçiyor, kar yağışının devamı üzerine polisevinde konaklıyor, 1 gün sonrasında yine bir karlı havada Erzurum’a dönerken gözlerimiz beyaz görüntüden yoruluyor. Kop’ta Karayolları Bakımevi önünde il protokolünün karşılama heyeti molası sonrası 2 araçlı yolculuğumuz bu kez konvoya dönüşüyor ve 2 günlük karlı/buzlu/tipili güçbela bir atmosferde gerçekleşen yolculuk sonucu kazasız/belasız valimizi Erzurum’a ulaştırıyoruz.

Polisevinde il protokolü/ilçe kaymakamları ile birlikte yemek ardından daire amirleri kendini birebir tanıttıktan sonra Vali bey genel prensip/tavsiye/çalışmalarını açıklıyor ve kendini tanıtıyorMalatyalı olup Polis Koleji ve Akademisi 1970 mezuniyeti sonrası Başkomiserlik rütbesine kadar Emniyet Teşkilatında görev yaptığı, bu süreçte SBF’yi bitirip Kaymakamlığa geçtiği, sırasıyla Çıldır-Ardahan-Malazgirt-Yıldızeli-Çerkeş kaymakamlıkları sonrası yeniden Emniyet Teşkilatına dönerek İstanbul İstihbarat Şube Müdürü olduğu, ardından yeniden mülki hizmetlere dönerek Mahalli İdareler ve Müfettişlik ardından Vali olarak sırasıyla Şırnak/Ordu/Erzurum’a atandığı” şeklinde kendi özgeçmişi ile ilgili bilgi verirken ister istemez bir yakınlık/sıcaklık hissediyoruz.

Vali beyin göreve başlamasının 1 gün sonrasında gece başlayan kar yağışı fırtınaya dönüşüp daha da artmasıyla oluşan tipi sonucu Valilikçe okullar 2 gün tatil ediliyor. İl merkezi felç durumda, İlçeler ayrı bir dram, kar yolları kaparken, şehirlerarası yollarda da sıkıntılar yaşanıyor. Güneyde Çat-Bingöl arası, Kuzeyde Kop geçidinde çığ nedeni ile yol kapanıyor. Doğuda Pasinler yolu tipi nedeniyle kapanıyor. Bir yandan yolda kalan araçlar kurtarılırken, Batıda Aşkale rampalarında zincirle/kontrollü geçişe izin veriliyor.

Yollar kapanınca bu kez otogardaki yolcu sayısı 500’lere ulaşıyor. İmkanı olanlar otellere/yakınlarına giderken imkanı olmayanlar için kamu misafirhanelerinden 100 kişilik bir yer ayarlıyoruz. Son anda dönem arası boş olması nedeniyle üniversite yurtları imdadımıza yetişiyor. 350 kişiyi yurtlara gönderiyoruz. 20-30 kişilik genç bir grup ise terminaldeki yazıhanelerde kalıyor.

Yollar gündüz karayollarının yoğun çalışmaları sonucu açılıyor, ancak gecenin yoğun yağışı ile tüm yollar yeniden kapanıyor. Pasinler yolu dışındakiler açılıyor. Terminal gece gelen yeni araç/yolcularla yine yoğunlaşıyor. E-80 yolu üzerinde araç konvoyları uzayınca vali beyle birlikte Karayollarının çalışmasının olduğu bölgeye greyder arkasından Pasinler yolu/Nenehatun rampalarına çıkıyoruz. İş makineleri/greyderler iki yönlü son sürat çalışıyorlar. 2 saatlik çalışma sonucu yol kontrollü olarak trafiğe açılıyor. Şubat ayı hemen hemen yoğun karla mücadele ile geçiyor. Hava geceleri -40 gündüzleri -20 olarak seyrediyor.

Valimizin Erzurum’a gelişinin 1. haftasında ilçelerinin kurtuluş günleri başlıyor. İlk olarak Pazaryolu ilçesinin kurtuluş törenine katılmak için yola koyuluyoruz. 125 km’lik karlı/buzlu bir beyaz asfalt üzerinde 10 kişilik minibüsle Vali beyle birlikte seyrederken, Jandarma Komutanı, Milli Eğitim, Karayolları, Köy Hizmetleri, Tedaş, Telekom, Tarım gibi yatırımcı birimlerin müdürleri/yetkililerinin katılımıyla değişik bir yolculuk oluyor. Minibüsle yolculuk ayrı bir güzellik oluşturuyor. Uzun yolculuk sürecinde ilin/ilçenin/kurumların sorunları/hizmetleri konuşulurken, arada fıkra/anısal sohbetlerle yolculuk renklenirken kurumsal kaynaşmalar yaşanıyor. Vali beyin bu şekilde uygulaması hem tek tek araç israfının önüne geçiyor hemde genel bir örnek oluşturuyor. Hemen hemen tüm ilçeleri bu şekilde gezerken, ilçelerin sorunlarını, yapılan hizmetleri yerinde görüyor, her daire amiri de kendi birimlerini bir şekilde yerinde denetlemiş oluyor.

Bu ilçe ziyaretlerimizde çok farklı insan kesimiyle/sorunlarla karşılaşma yanında duygulu anlar da yaşıyoruz. Hınıs YİBO öğrencisi Kader; 5 yıl önce babasını kaybetmiş, ayağının biri sakat fakat yetenekli bir çocuk, babasına yazmış olduğu Ağıt bizleri duygulandırırken, Vali bey kendisinin de babasını 5 yaşında kaybettiğini ve kendinin artık Kader’in manevi babası olduğunu vurgularken, Kader’in kaderi onu derinden etkiliyor. 

Kış şartları, buzlu/karlı/zorlu yollar nedeniyle trafik kazaları olurken, Mart ayı ortalarında sabah saatlerinde Aşkale yolu İspir kavşağı bölgesindeki tır/otobüs/minibüs çarpışması sonucu olay yerine intikal ettiğimde vahim bir tablo ile karşılaşıyorum. Uzun yıllardan beri bu tür ölümlü kaza izlememiştim,  yolun üzeri/çevresi kan gölü gibi (6 ölü, 5’i hayati tehlikeli olmak üzere 10 yaralı) kaza ile ilgili vali beyi bilgilendirmem üzerine valilik yerine kaza yerine intikal ederek sorumluluk/duyarlılık örneği gösteriyor. Güne kötü bir kaza ve ölülerle olumsuz bir moralle başlıyoruz.

Bir pazar akşamı polisevinde maç izlerken, Ilıca ilçesinden kötü bir haber alıyoruz. 7 kişilik bir aile soba zehirlenmesinden hayatlarını kaybetmiş. Vali beyle hemen olay yerine geçiyoruz. 2 katlı betonarme evin alt katında fırtınanın etkisi ile baca çekmeyip aynı odada yatan 7 kişi gecenin ilerleyen saatlerinde sobadan zehirlenmiş, cumartesi günü fark edilmemişler. Pazar günü üst kattaki ev sahipleri alt kattan gelen kokudan şüphelenip baktıklarında vahim durumu pencereden görünce polise haber veriyorlar. Pisi pisine bir ölüm ilk geldiğim yıllarda yine Ilıca’da sabah erken kaplıcaya gelen 7 kadın kükürt zehirlenmesi sonucu hayatını kaybetmişti.

10 Nisan Polis Teşkilatının kuruluş yıldönümü haftasında, Mayıs ayı başlarındaki Trafik haftasında neredeyse tüm etkinliklerimizde bizi yalnız bırakmıyor. Yerel televizyon kanallarındaki birim amirleri ile düzenlediğimiz programlara Vali bey kısa süreli de olsa katılıyor. Tören alanından konuşma yaparken polis-halk ilişkileri çerçevesinde, kurumsal olarak bizlere olan güven konusunda katkı sunuyor.

Gençlik haftası içinde, 19 Mayıs anısına Samsun’dan genç atletlerin taşıdığı Türk Bayrağı Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan üzerinden Erzurum’a gelişi ile ilgili sınır kaymakamları/daire amirlerinin katıldığı il sınırındaki törene asayiş toplantısı ardından birlikte giderken, ister istemez kolej anılarına gömülüyoruz. Havuzbaşı-Cumhuriyet Caddesi-Tebrizkapı istikametine yaklaşık 6 bin kişilik bir grupla “Gençlik Yürüyüşü” gerçekleştiriyoruz.

Doğa/Çevre/Erozyon konusunda Anadolu’nun 4 bir tarafını gezerek etkinlikler gerçekleştiren TEMA Vakfının konferansının katılımcıları çok farklı idi: Toprak Dede Hayrettin Karaca ve Yaprak Dede Nihat Gökyiğit kendilerini doğaya/ toprağa/ yeşile adayan ihtiyar delikanlılar. Toplantı ardından sohbet aralığında vali beyle ikimizin yakasına TEMA sembolü yeşil yaprak takarak bizi de TEMA gönüllüsü yaparlar.

Vali beyin “Vatan sevgisinin, insan sevgisinin ağaç sevgisi ile eş değer olduğu aksinin ise vatan hainliği olduğu” vurgusuyla, başlattığı Orman Müdürlüğü ve Tema Vakfı koordinasyonunda düzenlenen “Yeşil Erzurum” temalı Ağaç Kampanyasına kamu kuruluşları 120 bin ağaçla katılırken, bizde Erzurum emniyet müdürlüğü olarak 10 bin ağaç dikerek destek veriyoruz.

Bu bölgede neler olmaz ki! Önce sevmemiz gerekecek, ardından doğa turizmi (Kayak/Tracking/Rafting gibi) Doğu Anadolu’nun makus talihini yenmede öncülük yapacaktır. 8 ay kış olan kapalı yaşayan insanları motive etmek, üretken yapmak devlet adamlarının önderliği çok önemli olacaktır. Vali, kaymakam, kamu yöneticilerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Önderlik olmayınca bu insanlar her şeyi Devletten bekler duruma girmiş, üretkenlik azalmıştır. Mahrumiyeti yendiğimiz zaman üretimi yakaladığımız zaman ekonomik atılımı da yakalamış olacağız. Vali beyi bu konularda da duyarlı, fedakar ve atılımcı/öncü olarak görüyorum.

Vali bey bilindik bürokrat/vali çizgisinin çok ötesinde, sıcakkanlı, heyecanlı, sevecen, duygusal, insancıl yönleri ağır basan kendine özgün bir şahsiyet; benim nezdimde bir atom karınca.

Vali beyle birebir 3,5 aylık bir zaman dilimine çok şeyler sığdırdık. Güzel birlikteliklerimiz/ çalışmalarımız/anılarımız oldu. İl müdürlüğü vekalet sürecinde katkı/yardımları yanında, bir ağabey olarak desteğini hiç esirgemedi. Ağırlıklı olarak misafirleri ile mesai dışında polisevinde buluşurken, oyun konusunda en büyük tutkusu olan tavlada zaman zaman yenişsek de, tavla konusunda her daim iddialıydı.

(Vali beyle olan İl Müdürlüğü görev sürecimde Erzurum Emniyeti olarak gerçekleştirdiğimiz “Temizlik Operasyonu/25.5.2003” Türkiye/Erzurum/Teşkilat açısından önemli-tarihi bir olay olmakla birlikte uzun/derin/kapsamlı ayrı bir yazı konusu. Arı kovanına çomak sokmuş, fincancı katırlarını ürkütmüş temiz toplum/gelecek adına kendimizi ortaya koymuştuk. O süreçte birlikte görev yaptığımız kirli/karanlık/akçeli/çıkarsal işlere bulaşmamış onurlu/namuslu tüm meslektaşlarımı içtenlikle/sevgiyle yadediyorum.)

Vali bey ile -hayat görüşlerimiz farklı olsa da ayrılış sürecinde burukluk yaşasak da- Erzurum görevim sonrası, Ankara’ya toplantı için gelişlerinde görüşmelerimiz ile Aydın ilinde makamında ziyaret yanında önemli günlerde telefonla görüşmelerimiz ile gönül bağımız sürecekti.

Devlet adamlığı,  toplum sorunlarına yönelik duyarlılığı, görev anlayışı ve hizmetleri ile halkın gönlünde yer tutacaktır. İnsani açıdan sadeliği/mütevaziliği/yardımseverliği genç idarecilere örnek oluşturacaktır.

1948 Malatya doğumlu, 1964 Polis Koleji girişli 1970 Polis Enstitüsü/Akademisi ve Mülkiye mezunu. Evli ve 2 çocuk babası olarak 1994’de yılın bürokratı seçilirken, Emniyet ve Mülki idare hizmetlerini 4 il valiliği ile taçlandırırken, 2013 yılında emeklilik sonrası Balıkesir Gömeç ilçesindeki mazbut yaşamı 3 Ocak 2025 günü sona erecek aramızdan ayrılacaktır.

Değerli valimiz/büyüğümüz, kolejli ağabeyimiz Mustafa Malay'a; Allah'tan rahmet dilerken,

Ailesi/yakınları/sevenleri/dostları/meslektaşları vede kolej camiasına başsağlığı/sabırlar diliyorum.

Toprağın bol olsun, nur içinde yat değerli büyüğüm...

(Ankara / 4 Ocak 2025)

Remzi KOÇÖZ